<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık arşivleri - EnSonHavadis</title>
	<atom:link href="https://ensonhavadis.com.tr/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ensonhavadis.com.tr/category/saglik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Mar 2026 11:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 11:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bel]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Kas]]></category>
		<category><![CDATA[Sahur]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=98146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında yapılan bilinçsiz beslenme tercihleri, yalnızca mideyi değil, diz ve omurga sağlığını da tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor/">Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Ramazan ayında yapılan bilinçsiz beslenme tercihleri, yalnızca mideyi değil, diz ve omurga sağlığını da tehdit ediyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, sahurun atlanması, iftarda aşırı yemek yenmesi ve yetersiz su tüketiminin kas kaybına ve eklem içi basınç artışına yol açabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><b><span>“Uzun Açlıkta İlk Kaybedilen Kas Dokusudur”</span></b></p>
<p><span>Sahurun atlanması düşündüğümüzden daha ciddi sonuçlar doğurabilir.</span>Uzun süreli açlıkta ilk kaybedilen kas dokusudur. Kas zayıflığı diz ve bel üzerindeki yükü artırır. Özellikle bel fıtığı, diz kireçlenmesi ve omurga problemleri olan kişilerde ağrılar artabilir.Sahurda mutlaka protein, lif ve sağlıklı yağ kombinasyonu yapılması gerekir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://ensonhavadis.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor-0-QPPAELeh.jpg"/></p>
<p><b><span>“İftarda Aşırı Yemek Omurgayı Zorluyor!”</span></b></p>
<p>İftarda hızlı ve fazla yemek yemek mide basıncını artırır.Mide doluluğu arttıkça diyafram yukarı itilir. Bu durum omurga rahatsızlığı olan kişilerde bel ve sırt ağrısını tetikleyebilir. Kızartma ve ağır yağlı yemekler ise hem reflüyü artırır hem de kas-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etki oluşturur.</p>
<p><b>”Tuz ve Şeker Eklemleri Etkiliyor”</b></p>
<p><span>Aşırı tuz tüketimi ödem oluşturur ve eklem içi basıncı artırabilir.Şekerli sahur tercihleri de gün içinde halsizlik ve kas zayıflığına yol açabilir.</span></p>
<p><b>”Su Tüketimi Hayati Önem Taşıyor !”</b></p>
<p><span>Ramazan’da en sık yapılan hatalardan biri yetersiz su tüketimidir. </span>Susuzluk; baş ağrısı, eklem sertliği ve performans düşüşüne neden olabilir. Sahurda en az 2–3 bardak su içilmeli, iftar ile sahur arasında 2–2,5 litre su hedeflenmelidir. Gazlı ve aşırı kafeinli içecekler sıvı kaybını artırabilir.</p>
<p><b><span>“Ramazan Sağlığı Bozmak Değil,Korumak İçin Bir Fırsat Olabilir”</span></b></p>
<p><span>Doç. Dr. Ahmet İnanır, Ramazan’ın doğru planlandığında kas-iskelet sistemi için risk değil, fırsat olabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span>“Bilinçli beslenme ile hem enerji korunur hem de eklem ve omurga sağlığı desteklenir. Ramazan’da önemli olan miktar değil, denge ve doğru kombinasyondur” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
</div>
<p><span><span>—</span></span></p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor/">Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Acilen boşaltılma kararı olan bir hastanede görev yapmak istemiyoruz”</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 10:48:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Hastane]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatını]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=98135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, acil boşaltma kararı bulunan İzmir Eğitim Diş Hastanesi'nde görev yapmak istemediklerini söyledi.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz/">“Acilen boşaltılma kararı olan bir hastanede görev yapmak istemiyoruz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ölmek istemiyoruz…. İzmir Eğitim Diş Hastanesi önünde sendika yöneticileri ve üyeleri ile birlikte basın açıklaması yapan Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, önemli bir çağrıda bulundu.</p>
<p><b>“Aynı felaketleri yeniden yaşamak istemiyoruz”</b></p>
<p>Doğruyol, konuşmasında, “Acil boşaltılma kararı olan şu önünde bulunduğumuz İzmir Eğitim Diş Hastanesinde olduğu gibi, başta İzmir İlimiz olmak üzere, ülkemizin pek çok ilinde bulunan sağlık kuruluşlarımızın depreme dayanıksız olması, öncelikle çalışanlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmakta, moral ve motivasyonunu bozmakta ve iş verimini düşürmektedir. Pek çok hastanenin depreme dayanıksız olduğunun tespiti yıllar önce yapılmasına rağmen, binaların halen yenilenmemiş olması üzücü ve düşündürücüdür. Can güvenliği her şeyden önce gelmelidir. 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki İzmir depreminde hayatını kaybeden 117 vatandaşımızı, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olup, 11 ilimizi etkileyen ve tarihimizin en büyük depremlerinden biri olan felakette hayatını kaybeden 53 binden fazla insanı, depremde sağlık kuruluşlarının yıkılması üzerine hastanelerde görevlerinin başında hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımızı unutmadık. Unutmayacağız. Ve Aynı felaketleri bir kez daha yaşamak istemiyoruz. On binlerce vatandaşımız hayatını kaybederken, yüz binlerce vatandaşımızın da yaralanması, uzuvlarını kaybeden vatandaşlarımızın protezlerle hayatını devam ettirmek zorunda kalmasını unutmadık. Unutmayacağız. Yaşanan bu acı kayıpların nedenine baktığımızda görüyoruz ki, zaman içinde gerek bürokrasinin gerekse siyasetçilerin aldığı kararlar veya almadığı önlemler olduğu alenen ortadadır” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://ensonhavadis.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz-0-t3EQmjBt.jpeg"/></p>
<p><b>Yıllarca uyardık, Uyarmaya devam ediyoruz</b></p>
<p>Doğruyol şunları söyledi, “Ülkemizin deprem kuşağında olmasından dolayı, olası bir depremde felaketi yaşamamak için, gerekli her türlü tedbir acilen alınmalıdır. Özellikle ve öncelikle bir felakette vatandaşımıza yardım için ön planda olacak olan askerimizin, polisimizin, sağlık çalışanlarımızın kullandığı binaların normal binalardan çok daha sağlan olmasının tedbirleri alınmalı ve ikamet ettikleri binalar bile kendi inisiyatiflerine bırakılmamalıdır ki, vatandaşlarımıza yardımcı olabilecek meslek gurupları alanda olabilsin. Şu önünde bulunduğumuz bina gibi, depreme dayanıksız hastanelerin faaliyette tutulması hastane enkazlarında yüzlerce çalışanımızın ölmesine sebep olduğu gibi, enkazdan kurtulup yardım alamadıkları için hayatlarını kaybetmelerine de neden olacaktır. Maalesef bugün bu yaşanan acı tablolardan dan ders çıkardık mı? Tabi ki HAYIR. Ders çıkarmış olsaydık bu gün bu hastanenin önünde olmazdık. Mevcut durumda birçok ilimizde depreme dayanıksız hatta yıkım kararı olan hastanelerimiz faaliyette tutulmaktadır Unutulmamalıdır ki önlem alınmadığı için her bir insanımız cinayete kurban gitmiştir. Biz acilen boşaltılma kararı olan bir hastanede görev yapmak istemiyoruz. Depreme dayanıksız olan bu ve diğer hastanelerin, sağlık kuruluşlarının acilen yenilenmesini istiyoruz. Biz Birlik Sağlık Sen olarak her daim bilimin ışığında mücadelemizi vermeye, her platformda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Buradan sağlık bakanlığına sesleniyoruz deprem anında tüm insanların ihtiyacı olacağı tek şey olan hastanelerimizi biran önce depreme dayanıklı hale getirmelisiniz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz/">“Acilen boşaltılma kararı olan bir hastanede görev yapmak istemiyoruz”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/acilen-bosaltilma-karari-olan-bir-hastanede-gorev-yapmak-istemiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hürriyetçi Sağlık Sen, “Çalışana uzanan el, kamu düzenine uzanmıştır”</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/hurriyetci-saglik-sen-calisana-uzanan-el-kamu-duzenine-uzanmistir/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/hurriyetci-saglik-sen-calisana-uzanan-el-kamu-duzenine-uzanmistir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 10:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Baş]]></category>
		<category><![CDATA[Görev]]></category>
		<category><![CDATA[Hemşire]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=98122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hürriyetçi Sağlık Sen, Karamürsel Devlet Hastanesi'nde bir hemşirenin hasta yakını tarafından fiili saldırıya uğramasına tepki gösterdi.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/hurriyetci-saglik-sen-calisana-uzanan-el-kamu-duzenine-uzanmistir/">Hürriyetçi Sağlık Sen, “Çalışana uzanan el, kamu düzenine uzanmıştır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>2 Mart 2026 Pazartesi günü Karamürsel Devlet Hastanesi Cerrahi Servisinde görev yapan hemşire, görevi başında hasta yakını tarafından gerçekleştirilen fiili saldırının hedefi olmuştur. Hürriyetçi Sağlık Sen Kocaeli Şube Başkanı Serkan </span><span>Kökduman</span><span>hastane önünde basın açıklaması yaptı. </span><span>Kökduman</span><span> “</span><span>Görev başındaki bir hemşireye el kaldırmak, kamu hizmetine, insan hayatına ve devlet otoritesine el kaldırmaktır” dedi. </span></p>
<p><b><span>“Bu olay münferit değildir”</span></b></p>
<p><span>Hürriyetçi Sağlık Sen Kocaeli Şube Başkanı Serkan </span><span>Kökduman</span><span> hastane önünde yapmış olduğu açıklamada  “</span><span>2 Mart 2026 tarihinde Karamürsel Devlet Hastanesi Cerrahi Servisinde görev yapan bir hemşire arkadaşımız, görevini yaptığı için darp edilmiştir. </span><span>Bu olay münferit değildir. Sağlıkta şiddet artık “olağan” hale getirilmek istenmektedir. Görev başındaki bir hemşireye el kaldırmak; yalnızca bir çalışana değil, kamu hizmetine, insan hayatına ve devlet otoritesine el kaldırmaktır.</span> <span>Olay nettir:</span> <span>Refakatçi olarak bulunan bir kişi, doktor muayenesi olmadan ilaç talep etmiş, hemşire arkadaşımız mevzuat gereği hekimin talimatı olmadan ilaç </span><span>veremeyeceğini ifade etmiştir. </span></p>
<p><b>“Korsu içinde çalışıyorlar”</b></p>
<p><span>Yani görevini y</span><span>apmıştır. Yani hukuka uymuştur. </span><span>Yani hasta güvenliğini korumuştur.</span> <span>Buna karşılık hakarete uğramış, tehdit edilmiş ve ardından fiziki saldırıya maruz kalmıştır.</span> <span>Bu saldırı yalnızca bir hemşireye değil; devletin koyduğu kurallara, kamu hizmetine ve insan hayatını koruma sorumluluğuna yönelmiştir.</span> <span>Artık açık konuşuyoruz: </span><span>Sağlıkta şiddet “kına</span><span>ma” mesajlarıyla bitmemektedir. </span><span>Her saldırıdan sonra yapılan rutin </span><span>açıklamalar caydırıcı değildir. </span><span>Saldırganlar tutuksuz yargılanmakta, sağlık çalışanları ise korku içinde çalışmaktadır.</span></p>
<p><b>“Buradan açıkça ilan ediyoruz”</b></p>
<p><span>Görevini yapan sağlık çalışanına uzanan her el, kamu otoritesinin zafiyetinin sonucudur.</span><span>Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililer;</span> <span>Sağlıkta şiddeti gerçekten durduracak </span><span>ağır ve ertelenemez cezai düzenlemeleri</span><span> derhal hayata geçirmek,</span> <span>Tutuksuz yargılama pratiğine son verecek yasal girişimleri başlatmak,</span> <span>Sağlık kurumlarında kalıcı güvenlik tedbirlerini artırmak,</span><span>Saldırıya uğrayan personelin arkasında koşulsuz durmak zorundadır.</span> <span>Sağlık çalışanına uzanan her el, kamu düzenine uzanmıştır.</span></p>
<p><b><span>“Artık sabrımız tükenmiştir”</span></b></p>
<p><span>Aksi halde yaşanacak her yeni saldırının sorumluluğu yalnızca saldırgana değil, gerekli önlemleri almayan idari iradeye de ait olacaktır.</span> <span>Sağlık çalışanı do</span><span>ktor emri olmadan ilaç veremez. </span><span>Bu bir terc</span><span>ih değil, kanuni zorunluluktur. </span><span>Kurala uyanın darp edildiği, saldırganın cesaret bulduğu bir düzen kabul edilemez.</span> <span>Artık sabrımız tükenmiştir.</span> <span>Sağlık çalışanı sahipsiz </span><span>değildir. </span><span>Şiddeti normal</span><span>leştiren anlayışı reddediyoruz. </span><span>Caydırıcı, uygulanabilir ve sonuç doğuran yasal düzenlemeler derhal çıkarılmalıdır.</span></p>
<p><b>Susmayacağız…</b></p>
<p><span>Aksi halde susmayacağız. </span><span>Hukuki, idari ve demokratik tüm haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. </span><span>Hemşiremize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; görevi başında şiddete uğrayan tüm çalışanların yanındayız.</span><span> Sağlık Sosyal Hizmet Çalışanları sahipsiz değildir</span><span>..</span><span>Hürriyetçi Sağlık Sen olarak 7/24 çalışanların yanında olacağız.</span><span> Kamuoyuna saygıyla </span><span>duyurulur.” Diyerek sözlerini sonlandırdı.</span> <span>Basın açıklamasın T.</span><span> Taşkıran</span><span> ve Ş.</span> <span>Çavuşoğlu darp edilen hemşire. Burhan Danacı ilçe T</span><span>emsilcisi, Hasan Erkan Türkmen iş yeri Baş Temsilci, Betül </span><span>Cevirgen</span> <span>Temsici</span><span>. Arzu Gümüş Kadınlar Kolu Başkan </span><span>Yardımcısı</span><span> katıldı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/hurriyetci-saglik-sen-calisana-uzanan-el-kamu-duzenine-uzanmistir/">Hürriyetçi Sağlık Sen, “Çalışana uzanan el, kamu düzenine uzanmıştır”</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/hurriyetci-saglik-sen-calisana-uzanan-el-kamu-duzenine-uzanmistir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günde 50-100 tel saç kaybı normal</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 10:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diker]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülme]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Saç]]></category>
		<category><![CDATA[Vitamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=98114</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal/">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duşta ele gelen saçlar, yastıkta kalan teller, aynada fark edilen seyrelmeler… Saç dökülmesi, kadın erkek fark etmeksizin birçok kişiyi etkileyen yaygın bir durum. Çoğu zaman mevsimsel ve geçici olsa da bazen hormonal değişimlerin, vitamin eksikliklerinin, bağışıklık sistemi hastalıklarının ya da yoğun stresin işareti olabiliyor. Saç kaybının genellikle paniğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Saç dökülmesi ilk etapta ciddi bir hastalığı düşündürmez ancak uzun sürüyor, giderek artıyor ve belirgin incelme ya da açılma görülüyorsa bir dermatoloji uzmanına başvurmak önemli” dedi.</strong></p>
<p>Saçın doğal bir büyüme döngüsü var. Tellerin yaklaşık yüzde 85–90’ı 2–6 yıl sürebilen aktif büyüme evresindeyken yüzde 10–15’i dinlenme ve dökülme aşamasındadır. Bu nedenle günde 50-100 tel saç kaybının fizyolojik olarak normal kabul edildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Hicran Ercan Diker, “Mevsim geçişlerinde, özellikle ilkbahar ve sonbaharda dökülme artabilir ancak saç çizgisinde belirgin bir açılma olmaz. Genellikle birkaç ay içinde dökülme kendiliğinden azalır ve yeni saç çıkışı görülür yani saçın kalınlığı ve hacminde ciddi bir değişiklik yaşanmaz. Buna karşılık günlük dökülmenin belirgin şekilde artması, saç ayrımının genişlemesi, tepe ya da şakaklarda gözle görülür seyrelme, saçın incelip hacmini kaybetmesi ve kaş, kirpik ya da vücut kıllarında azalma varsa bir uzmana başvurmak faydalı olur” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda seyrelme, erkeklerde saç çizgisi gerilemesi</strong></p>
<p>Erkeklerde en sık görülen saç dökülmesi tipinin genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu ve halk arasında erkek tipi dökülme olarak bilindiğini açıklayan Dr. Hicran Ercan Diker, “Bu tip genellikle 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Saç çizgisi şakaklardan geriye doğru çekilir ya da tepe bölgesinde açılma olur. Çoğu erkekte ailede benzer bir öykü bulunur. Kadınlarda ise dökülme daha çok saçın genelinde seyrelme şeklinde görülür. Ön saç çizgisi çoğu zaman korunur ancak tepe bölgesinde hacim azalması fark edilebilir. Doğum ve emzirme dönemi, menopoz ve diğer hormonal değişimler, yoğun âdet kanamalarına bağlı demir eksikliği ile B12 ve D vitamini eksiklikleri kadınlarda sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Uykusuzluk, yoğun stres, hızlı kilo kaybı ve şok diyetler de saç dökülmesini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Demir, çinko, B12, folik asit ve D vitamini saç sağlığında etkili </strong></p>
<p>Stres, yetersiz beslenme ve bazı kronik hastalıkların, saç köklerinin büyüme sürecini etkileyebileceğinden bahseden Dr. Diker, “Özellikle ani stres, enfeksiyon, ameliyat ya da ağır bir hastalık sonrasında saçlar normalden daha erken dinlenme dönemine geçebilir ve buna bağlı olarak ani ve yaygın dökülme görülebilir. Beslenme eksiklikleri ve emilim sorunları da bu süreci etkiler. Demir, çinko, protein, B12, folik asit ve D vitamini eksiklikleri saçın sağlıklı uzamasını zorlaştırabilir. Diyabet, tiroit hastalıkları ve bağışıklık sistemiyle ilişkili bazı hastalıklar da saçın büyüme döngüsünü bozarak dökülmeye yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç dökülmesinin altında yatan sebepler araştırılır </strong></p>
<p>Özellikle doğum ya da bir enfeksiyon ardından başlayan geçici saç dökülmeleri hastaları çok endişelendirebiliyor. Bu tip dökülmelerin çoğu zaman altı ila dokuz ay içinde kendiliğinden toparladığını vurgulayan Dr. Diker, “Bu süreçte yapılan en büyük hatalardan biri kontrolsüz vitamin ve takviye kullanımı. Çünkü her saç dökülmesi vitamin eksikliğine bağlı değildir ve bilinçsizce kullanılan ürünler tam tersi şekilde zarar verebilir. Tedavide öncelikle altta yatan neden araştırılır, gerçekten bir vitamin ya da mineral eksikliği saptanırsa buna yönelik takviye planlanır, sistemik bir hastalık varsa ilgili branşlarla birlikte yönetilir. Gerekli durumlarda mezoterapi, PRP ya da lazer destekli uygulamalar da değerlendirilebilir. Hangi yöntemin uygun olacağı ise yapılan incelemeler ve muayene bulgularına göre belirlenir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Muayenede saç çekme testi yapılıyor </strong></p>
<p>Saç dökülmesi tanısında, hasta öyküsünün ayrıntılı dinlenmesinin çok kıymetli olduğunu dile getiren Dr. Diker, “Dökülmenin ne zaman başladığı, artıp artmadığı, ailede benzer bir durum olup olmadığı ve eşlik eden hastalıklar sorgulanır. Muayenede saç çekme testi yapılarak her çekişte ele gelen saç sayısına bakılır. Gerekli görüldüğünde hemogram, vücudun demir deposunu gösteren Ferritin değeri, B12, folik asit, D vitamini ve tiroit hormonları gibi kan testleri istenir. Saçta yuvarlak açılmalar, kaş ya da kirpik kaybı veya ek bir sorun varsa farklı cilt hastalıkları da değerlendirilir” dedi.</p>
<p><strong>Saç bakım ürünlerinin içeriğine dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Saç dökülmesini azaltmak için dengeli beslenmenin ve yeterli protein alımının önemli olduğunu vurgulayan Diker, “Vitamin ve mineral dengesini korumak için gerekli durumlarda diyetisyen desteği alınabilir. Aynı zamanda kozmetik ürün seçiminde de bilinçli davranılmalı. Kuaför ya da kozmetik mağazalarında tavsiye edilen ürünler yerine, dermatologların önerdiği ve belirtilen süre boyunca kullanılan ürünler daha güvenli bir alternatif sunar. İçeriği bilinmeyen ürünler saç derisinde hassasiyete yol açabilir ve dökülmeyi artırabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal/">Günde 50-100 tel saç kaybı normal</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/gunde-50-100-tel-sac-kaybi-normal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar zorluklarla güçleniyor!</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Roller]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=98066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, kadınların toplumsal ve biyolojik baskılar altında psikolojik dayanıklılık, empati ve sosyal becerilerini nasıl geliştirdiği ile güçlerini korumak için neler yapabilecekleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor/">Kadınlar zorluklarla güçleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, kadınların toplumsal ve biyolojik baskılar altında psikolojik dayanıklılık, empati ve sosyal becerilerini nasıl geliştirdiği ile güçlerini korumak için neler yapabilecekleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadınlar, kendi biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasında sıkışabilir! </strong></p>
<p>Kadın olmanın psikolojik boyutunun çok katmanlı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Hem toplumsal beklentiler hem de biyolojik gerçekliklerden etkilenir.” dedi.</p>
<p>Toplumsal roller ve biyolojik yapının etkilerinin kadının psikolojisini hem koruyucu hem de zorlayıcı yönde etkileyebildiğini aktaran Demirsoy, “Bu etkinin yönü, kültüre, sosyo-ekonomik koşullara, aile yapısına ve bireysel kişilik özelliklerine göre değişiklik gösterir. Çoğu kültürde kadının yetiştirilişinde uyumlu, fedakar ve kusursuz olma gibi özellikler beklenir. Kadınlar, kendi biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasında sıkışabilir. Adet görme, hamilelik, lohusalık ve menopoz gibi biyolojik döngüler duygu durumunda dalgalanmalara yol açabilir. Ayrıca güzellik, gençlik gibi kültürel standartlar, kadınlarda öz güven sorunları, kaygı bozuklukları veya yeme bozukluklarına neden olabilecek baskılar yaratabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zorluklarla başa çıkmak, kadınların dayanıklılığını güçlendiriyor! </strong></p>
<p>Kadının üzerindeki ‘iyi bir anne’, ‘mükemmel eş’, ‘hayırlı evlat’, ‘başarılı çalışan’ gibi çoklu toplumsal rollerin psikolojik açıdan zorlayıcı olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bu rollerin getirdiği güçlüklerin yanı sıra, kadının kendi içselleştirdiği kalıp düşünceler ve yüksek standartlar da kendine zorlayıcı beklentiler oluşturabilir.” dedi.</p>
<p>Demirsoy şöyle devam etti:</p>
<p>“Hatalı başa çıkma stratejileri, duyguları bastırma veya sınır çizmede güçlükler öz saygı düşüklüğüne yol açabilir; aşırı sorumluluk almak ise kronik stres, depresyon ve kaygıya zemin hazırlayabilir. Öte yandan bu zorluklarla başa çıkma süreci, kadınlarda dayanıklılık kapasitesinin, empati yeteneğinin ve problem çözme becerilerinin gelişmesine katkı sağlayarak koruyucu bir rol oynayabilir.”</p>
<p><strong>Kadınlar, yönlendirildikleri roller sayesinde empati ve bağ kurma becerilerini geliştirir! </strong></p>
<p>Kadınların daha duygusal ve empatik olduğu söylemlerinin, tümüyle gerçeği yansıtmadığına değinen Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Empati, biyolojik, gelişimsel ve toplumsal etkenlerle şekillenir. Örneğin oksitosin, duygusal hassasiyeti ve sosyal bağ kurmayı artırabilir; östrojen ise duygusal ipuçlarına duyarlılığı etkileyerek kadınların duyguları daha hızlı tanımasını sağlayabilir. Ancak bu farklılıklar çoğunlukla yaşam deneyimleriyle edinilir.” dedi.</p>
<p>Çocukluktan itibaren kız çocuklarına ‘nazik ol, başkalarını düşün, duygularını ifade et’ mesajları verilirken, erkek çocuklara daha bağımsız roller atandığına dikkat çeken Demirsoy, “Kadınlar bakım verme ve ilişki kurma rollerine daha çok yönlendirildiği için empati ve sosyal bağ kurma becerileri daha fazla gelişir. Bu beceriler, stresli durumlarda sosyal destek kaynaklarının etkili kullanılmasını sağlar ve yalnızlık, depresyon gibi olumsuz sonuçlara karşı koruyucu olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Gelişmiş empati ve bağ kurma yeteneği, kadınların sosyal ilişkilerini güçlendiriyor! </strong></p>
<p>Kadın olmanın gücünün sosyal, duygusal ve psikolojik alanlarda kendini gösterdiğine işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Sosyal açıdan, gelişmiş empati ve bağ kurma yeteneği kadınların arkadaşlık ve aile ilişkilerini güçlendirir, daha sağlam sosyal ağlar oluşturur.” dedi.</p>
<p>Bu ağların, stresle başa çıkmada önemli bir koruyucu faktör olduğunu kaydeden Demirsoy, “Duygusal açıdan, paylaşılan duygular yükün hafiflemesini sağlar ve rahatlamaya katkı sunar. Yaşamın farklı alanlarındaki rollerini dengeleme durumunda kalmak, kadınlarda esnek düşünme, uyum yeteneği ve problem çözme becerilerini geliştirir. Bu beceriler, sosyal yaşamda ve mesleki alanlarda avantaj sağlayabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kadınlar güçlerini korumak için sınır koymayı ve ‘hayır’ demeyi bilmeli! </strong></p>
<p>Kadınların stres ve baskı altında genellikle duygu odaklı ve ilişki temelli başa çıkma stratejilerini kullandıklarının altını çizen Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ancak, duygularını paylaşma, yakın ilişkilerden destek alma ve sosyal ağları kullanma gibi bu güçlü yanlar doğru kullanılmadığında zarar verici olabilir. Önemli olan duygusal enerjiyi kendisini güçlendiren bir kaynak olarak kullanmaktır.” dedi.</p>
<p>Kadınların güçlerini koruyabilmeleri için günlük yaşamda neler yapmaları gerektiği hakkında bilgi veren Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Empatiyi dengeli kullanmaları, kendi ihtiyaçlarını ihmal etmeden sınır koyabilmeleri ve ‘hayır’ diyebilmeleri gerekir. Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşüncelere odaklanmak, iç konuşmaları fark etmek ve gerekirse değiştirmek etkili yöntemlerdir. Örneğin, ‘yetersizim’ yerine ‘gelişiyorum’, ‘yapamam’ yerine ‘nasıl yapabilirim?’ demek özgüveni güçlendirir.</p>
<p>Bedensel egzersizler, yürüyüş, yoga, nefes egzersizleri ve dans gibi aktiviteler, hem bedensel farkındalık sağlar hem de kadının kendi gücünü hissetmesine ve geliştirmesine katkıda bulunur. Ayrıca bir ‘başarı günlüğü’ tutmak, her gün küçük de olsa başardığı şeyleri yazmak, beynin eksikliklere odaklanma eğilimini kırarak özgüveni artırır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor/">Kadınlar zorluklarla güçleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/kadinlar-zorluklarla-gucleniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 06:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Sistem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=97904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda/">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dünya Sağlık Teşkilatı’nın raporları okul şiddetinin küresel ölçekte arttığını gösteriyor. Siber zorbalık belirgin biçimde artıyor. Fiziksel şiddet bazı ülkelerde azalırken bazı ülkelerde artıyor. Türkiye’de de fiziksel şiddetin arttığı gözlemleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ergenlik dönemi nöropsikolojik olarak riskli bir evre</strong></p>
<p>Ergenlik döneminin beyin gelişimi açısından kritik bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, dürtü kontrolü ve karar verme süreçlerinin henüz tam olgunlaşmadığını ifade etti ve “Ergenlikte beynin prefrontal korteks dediğimiz, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi tam gelişmemiştir. Bu bölge beynin kaptan köşküdür. Bedensel gelişim ruhsal gelişimin önüne geçebilir. Bu nedenle ergenlik bazı literatürde ‘normal şizofrenik dönem’ olarak tanımlanır. Sıra dışı ve rasyonel olmayan davranışlar bu çağın doğasında vardır.” diye konuştu.</p>
<p>Ancak bu nöropsikolojik risklerin tek başına belirleyici olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukta adalet algısı varsa, sıcak, tutarlı ve sınır koyan ebeveynlik varsa, açık iletişim ortamı bulunuyorsa şiddet davranışı azalır. Adalet algısı zedelendiğinde çocuk kendini güvende hissetmez, ahlaki dışlanma yaşar ve şiddeti meşrulaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Hem evde hem okulda adalet algısı bozulursa risk artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğun hem evde hem okulda adaletsizlik algısı yaşamasının şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ifade ederek, “Eğer çocuk hem evde hem okulda kendini haksızlığa uğramış hissediyorsa depresyon ve şiddet eğilimi daha da artar. Bir tarafta güvenli alan varsa denge sağlanabilir. Ancak iki alanda da zedelenme varsa risk büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Açık iletişimin olmadığı, çocuğun zorla konuşturulduğu ya da baskı altında tutulduğu ortamlarda riskin arttığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özgürlük ve özerklik ihtiyacı karşılanmayan çocuğun kendini tehdit altında hissettiğini ve bu durumun ahlaki kuralları dışlamasına yol açabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk kendi ahlaki kurallarını oluşturmaya başlar ve şiddeti normalleştirir. Ailede, okulda ya da toplumda adalet algısının bozulması, şiddet artışında çok önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Ergen zaten nöropsikolojik olarak hazır değil</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu prefrontal korteks bölgesinin henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, adaletsizlik algısının bu süreci daha da zorlaştırdığını söyledi ve “Ergen adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mantıksal ve duygusal muhakemeyi birlikte kullanarak sağlıklı karar verme kapasitesi zaten sınırlıdır. Bunun üzerine bir de madde kullanımı eklenirse risk katlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Alkol ve madde kullanımının beynin ön bölgesini devre dışı bıraktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde, en sağlıklı insanda bile beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteksi baskılar. Kişi düşünmeden konuşur, düşünmeden davranır, birikmiş öfkesini kontrolsüz biçimde dışa vurur. Yanlış senaryolar üretir ve yanlış bir mağduriyet duygusu geliştirir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Bu mağduriyet algısının hem evde hem okulda yaşanması durumunda depresyon ve şiddet riskinin daha da arttığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer çocuk yalnızca bir alanda sorun yaşıyorsa diğer alan denge sağlayabilir. Ancak hem evde hem okulda adalet algısı zedelenmişse şiddet ihtimali yükselir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Madde kullanımının riski ciddi biçimde artırdığını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Madde kullanan bir çocuğun okula gitmesi sakıncalıdır. Tedavi gören bir öğrencinin ‘okula gidebilir’ raporu olmadan okula dönmemesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul iklimi adalet algısıyla doğrudan bağlantılı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, adalet algısının zedelenmesinin okul iklimini de olumsuz etkilediğini belirterek, “Açık, şeffaf, hesap verebilir ve sorgulanabilir bir sistem yoksa adalet algısı bozulur. Aidiyet duygusu zayıflar. Öğretmenle güven ilişkisi zarar görür. Öğrenci kendini güvende hissetmez.” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmaların zorbalık eğilimleri ile okul iklimi arasında güçlü bir ilişki gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr.  Tarhan, adil kurallara sahip, herkese eşit davranan bir okul yönetiminin öğrencilerin güven duygusunu artırdığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Gençler sorunlarının çözülebileceğine inanırsa şiddete başvurma ihtimali azalır.” dedi.</p>
<p><strong>Travmaya duyarlı okullar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ABD’de “travmaya duyarlı okul” modelinin yaygınlaşmaya başladığını dile getirerek, “Okul şiddeti ABD’de çok yüksek. Okula silah götüren öğrenci sayısının yüz binlerle ifade edildiği bir tablo var. Bu nedenle travmaya duyarlı okullar açılıyor. Bu okullarda sadece akademik disiplin değil, sosyal ve duygusal öğrenme programları uygulanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu kapsamda öğrencilere sosyal-duygusal beceriler, mindfulness uygulamaları ve pozitif psikoloji temelli çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlığı artan bir çocuk hem kendi içindeki şiddeti hem de başkasının şiddetini yönetebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çözüm merkezleri kurulmalı</strong></p>
<p>Okul ikliminde normların net biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Haksızlığa uğrayan öğrenciler için dijital çözüm merkezleri oluşturulmalı. Çocuk yaşadığı sorunu mesaj yoluyla iletebilmeli ve belirli süre içinde geri dönüş alabilmeli. Böyle bir sistem işlerse çocuk duygularını biriktirmez, ifade eder ve şiddet riski azalır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dili ile “çember etkisi”…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençlerin davranış repertuarını doğrudan etkilediğini belirterek, buna “çember etkisi” adını verdi.</p>
<p>Toplumu iç içe geçmiş halkalara benzeten Prof. Dr. Tarhan, “En iç halkada yöneticiler vardır. Yöneticinin küçük bir hatası ya da kullandığı bir öfke dili, geniş halkalara büyüyerek yansır. Çocuklar ve gençler model alarak öğrenir. Makro modelde öfke varsa mikro modelde de öfke olur.” dedi.</p>
<p>Lider konumundaki kişilerin öfkeyi sorun çözme ya da hak arama yöntemi gibi kullanmasının gençler üzerinde güçlü bir model etkisi oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beynin karar verici bölgesi olan frontal korteks 20-25 yaşına kadar tam olgunlaşmaz. 12-15 yaş en riskli dönemdir. 15-25 yaş ikinci derecede risklidir. Bu süreçte gençlerin yaptığı davranışın sonucunu fark etme ve doğru-yanlışı ayırt etme kapasitesi henüz gelişim halindedir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hukuki, sosyal ve ahlaki normlar birlikte korunmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şiddetin yalnızca bireysel değil normatif bir sorun olduğuna işaret ederek, üç temel normun korunması gerektiğini söyledi ve “Hukuki normlara uymamak en ağır şiddet davranışıdır. Sosyal normlara uymamak, psikolojik taciz gibi davranışları artırır. Ahlaki normların zedelenmesi de farklı şiddet türlerine yol açar. Bu üç norm dengeli biçimde korunmalıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toplumsal travmaların bu normları zayıflatabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Pandemide yetişkinler yeni düzene adapte oldu ancak ergenler zorlandı. Beklenti ileri yaş gruplarının daha çok etkileneceği yönündeydi fakat en çok ergenler etkilendi. Sosyal medya ile aşırı temas kurdular, gelişimlerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldılar.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Ailede açık iletişim, sınır ve duygu koçluğu eksikliği olduğunda gençlerin stresle başa çıkmak için sosyal medyaya yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “15 yaş altına sosyal medya hesabı açılması mutlaka sınırlandırılmalı. Sosyal medya şiddeti anonimleştiriyor ve sıradanlaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Kötülüğü normalleştiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalık davranış eşiğini düşürüyor</strong></p>
<p>Siber zorbalığın çevrimiçi ortamda oluşan bir “cesaret” duygusu ürettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çevrimiçi ortamda anonimlik hissi oluşuyor. Şiddet sıradanlaşıyor ve normalleşiyor. Oysa yüz yüze ortamda kişi ‘dur, düşün, eyleme geç’ mekanizmasını kullanabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu mekanizmanın beynin ön bölgesiyle ilgili olduğunu vurgulayarak, “Beynin fren mekanizması GABA sistemiyle, gaz mekanizması ise glutamat sistemiyle ilgilidir. Ergenlerde fren sistemi zayıf, gaz sistemi daha aktiftir. Bu nedenle gençler freni zayıf bir otomobil gibi hareket edebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Aile ortamında sıcak, tutarlı ve sınır koyan bir iletişim varsa çocuğun dürtülerini daha iyi yönetebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuk böyle bir ortamda yaşadığında öfkesini ailesiyle konuşur, ‘dur ve düşün’ becerisini geliştirebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Alkol beyindeki fren sistemini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Alkol ve bağımlılık yapan maddelerin beynin “fren mekanizmasını” bozduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Alkol, beyindeki birçok reseptöre bağlanır ancak en belirgin etkisi GABA sistemi üzerindedir. Bu sistem beynin fren mekanizmasıdır. Fren devre dışı kaldığında kişi, gaz sistemi olarak tanımlanan glutamat sisteminin etkisiyle hareket eder. Bu da kontrol kaybına yol açar.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Bağımlılık beynin ödül sistemiyle ilgili</strong></p>
<p>Bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, dopaminin bu süreçte temel rol oynadığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde anlık haz arayışının yüksek olduğuna dikkat çeken Tarhan, sosyal ve duygusal becerilerin yeterince gelişmemiş olması halinde riskin arttığını söyledi ve “Eğer aile yalnızca akademik başarıya odaklanıyorsa ve sosyal-duygusal öğrenme ihmal ediliyorsa, çocukta dürtü kontrolü zayıf olur. Bu beceriler yaşayarak ve aile içindeki psikolojik iklimle gelişir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Üç ebeveynlik tarzı şiddeti tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyi niyetle benimsenen bazı ebeveynlik tutumlarının çocuklarda öfke ve şiddet davranışlarını artırabildiğini belirterek, üç modele dikkat çekti. Baskıcı ve itaati yücelten aile yapısında sürekli eleştirilen çocukların duygularını bastırdığını, ergenlik döneminde ise ya yoğun bir isyan geliştirdiğini ya da öfkesini kendinden daha zayıf kişilere yönelttiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu durumun aile içinde adalet algısını zedeleyerek korku ve güvensizlik kültürüne yol açabileceğini vurguladı.</p>
<p>İhmalkâr ve gevşek disiplinli ailelerde ise sınırların belirsizliği ve yetersiz ilgi nedeniyle çocuğun ilgiyi sevgiyle karıştırdığını, dikkat çekmek için öfke ve şiddet davranışlarına başvurabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aşırı koruyucu, “helikopter” ebeveynlikte ise çocuğun problem çözme becerilerinin yeterince gelişmediğini engellenme karşısında daha kolay şiddete yönelebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Okullarda akran zorbalığına karşı dijital çözümler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, akran zorbalığıyla mücadelede dünyada çeşitli yazılımların geliştirildiğini de aktararak, bu sistemlerde zorbalığa maruz kalan öğrencilerin dijital platformlar üzerinden sorular sorabildiğini, yönlendirmeler alabildiğini ve ihtiyaç halinde rehber öğretmene başvurabildiğini söyledi.</p>
<p>Şiddetin önlenmesinde aile, okul ve toplumsal normların birlikte ele alınması gerektiğini belirten Tarhan, özellikle ergenlik döneminde sosyal ve duygusal eğitimin güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmalı</strong></p>
<p>Travmaya duyarlı okul modelinin özellikle gelişmiş ülkelerde yaygınlaştığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu okullarda öğrencilere bilinçli farkındalık (mindfulness), öz bilinç, öz yönetim, empati ve ilişki yönetimi gibi becerilerin kazandırıldığını ifade etti.</p>
<p>Rehber öğretmenler eşliğinde uygulanan programlarda çocukların önce kendilerini tanımayı, ardından duygu ve dürtülerini yönetmeyi öğrendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sosyal bilinç ve empati çalışmalarının da sürecin önemli bir parçası olduğunu söyledi ve “Bu beceriler okulda ve ailede öğretilmezse çocuklar sosyal medyadan yanlış sosyal-duygusal modeller öğreniyor. Günümüzde çocuklar en çok neye maruz kalıyorsa onu modelliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Madde kullanımı ve ruhsal bozukluk birlikteliği risk artırıyor</strong></p>
<p>Çocuk ruh sağlığı tedavisinden taburcu edilen ergenlerde okul ve kurumlarla etik çerçevede bilgilendirme mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Duygu durum bozukluğu duyguları yönetememe hastalığıdır. Buna bir de madde kullanımı eklendiğinde şiddet davranışı riski yükselir. Bu grup en çok intihar vakalarında ve şiddet olaylarında karşımıza çıkıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bağımlılık tedavisinde rehabilitasyonun ve “üçüncül koruma” programlarının zorunlu olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Güç gösterisini yücelten kültürler riski artırıyor</strong></p>
<p>Toplumda güç gösterisinin erkeklik normu olarak sunulmasının da şiddeti beslediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Şiddetin erkeklik hakkı gibi sunulduğu bir kültürde çocuğun şiddete yönelmemesi çok zor. Hem aileden hem çevreden bunu öğreniyor ve onay görüyor.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlık eğitimi önerisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çözüm olarak sıcak, tutarlı ve sınır koyan aile ve okul ortamlarının oluşturulması gerektiğini dile getirerek, açık iletişimin hâkim olduğu, sosyal ve duygusal becerilerin sistematik şekilde öğretildiği bir eğitim modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Bilimsel metodolojisi “psikolojik sağlamlık eğitimi” olan programların müfredata eklenmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, empati eğitiminin özellikle önem taşıdığını vurguladı ve “Empati yoksunluğu şiddetin temel nedenlerinden biridir. Çocuğa yaptığı davranışın karşı tarafta ne hissettireceğini öğretmeden kalıcı değişim sağlanamaz” dedi.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde çocuk rehabilitasyon merkezlerinde empati farkındalığı oluşmadan taburcu işlemi yapılmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kalıcı çözüm için tedavi ile birlikte rehabilitasyon ve sosyal-duygusal eğitim programlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda/">Gençler, ergenlik, madde kullanımı ve dijital zorbalık kıskacında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/gencler-ergenlik-madde-kullanimi-ve-dijital-zorbalik-kiskacinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 06:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kalça]]></category>
		<category><![CDATA[Sık]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=97884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali/">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen ve duruş bozukluklarına yol açan nörolojik bir hastalık olarak bilinen Serebral Palsi (SP), beraberinde önemli ortopedik sorunları da getirebiliyor. En sık karşılaşılan sorunların başında, spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan denge sorunları,  kalça çıkığı ve omurga deformiteleri geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Rafik Ramazanov, serebral palsili çocuklarda görülen ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yürüme ve duruş bozuklukları sık görülüyor</strong></p>
<p>Serebral palsinin ağırlık derecesine bağlı olarak farklı sorunların görülme oranları da farklılık gösterebilmektedir. En sık karşılaşılan sorunlar spastisite ve buna bağlı ortaya çıkan yürüyüş ve denge sorunları, eklemlerde kontraktürler (eklem hareketliliğini etkileyen kasların, tendonların, bağların veya derinin kalıcı olarak gerilmesi veya kısalması) deformiteler, kalça çıkığı ve omurga ve ayak deformiteleridir. Hastalığın şiddetine bağlı olarak kalça çıkığı görülme oranları %15-20’den %75’lere kadar çıkabilir. Aynı şekilde, omurga deformitelerinin de görülme sıklığı hastalığın şiddeti arttıkça artmakta ve en şiddetli şeklinde %85’lerin üzerine çıkmaktadır. Bu sorunların görülme sıklığı Kaba Motor Sınıflama Sistemi derecesi arttıkça (GMFCS I-V) artış göstermektedir. </p>
<p><strong>Bu 5 belirtiyi hafife almayın!</strong></p>
<p>Aileler genelde bir Fizik Tedavi doktoru yönlendirmesi sonrasında Çocuk ortopedistine başvurmaktadır. Erken çocukluk döneminde bu belirtiler var ise mutlaka uzmana başvurulması gerekmektedir;</p>
<ol>
<li>Çocuğun tonusunda artma veya azalma </li>
<li>Yürüyen çocuklarda parmak ucu yürüme</li>
<li>Dizlerde ve kalçalarda bükülme</li>
<li>Perineal hijyen sırasında çocuğun kalçalarını açamama veya kalçaların açılma derecesinde bir asimetri ve ağrı </li>
<li>Omurgada eğrilik </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale edilmezse ilerliyor </strong></p>
<p>Uzun süre parmak ucunda yürüme, dengede bozulma, ayakaltında nasırlar, ayak kemiklerinde geriye döndürülemeyen taraklanma ile kalıcı hale gelebilir. Aynı şekilde müdahale edilmeyen diz ve kalça fleksiyon kontraktürleri, içe basmaya neden olan yüksek femoral anteversiyon gibi sorunlar beyin hasarı nedeni ile zaten denge sorunları olan çocukların yürüme dengesini iyice bozmaktadır. En önemli konuların başında kalça çıkığı ve omurga deformiteleri gelmektedir. Yürüyemeyen çocuklarda bile kalça ve omurga sorunlarının giderilmesi gerekmektedir. Tedavi edilmeyen omurga deformiteleri kaburgaların leğen kemiğine teması ile ağrılı hale gelir. Öte yandan artmış deformite ile batın ve göğüs kafesi hacimleri azalmaktadır. Göğüs kafesi hacminin azalması akciğer (solunum sorunları ve enfeksiyonlar) ve ilerledikçe de kalp sorunlarına neden olur. Aynı zamanda batın hacminin azalması beraberinde beslenme sorunlarını getirmektedir. Beslenme sonrasında gıda aspirasyonlarının görülme sıklığını artırmaktadır. </p>
<p><strong>Düzenli kalça muayenesi ihmal edilmemeli </strong></p>
<p>Bu hastaların büyük çoğunluğu fizik tedavi aldığı için sürekli profesyonel bir gözün takibinde olmaktadır. Bu yüzden SP’li hastaların tümü için rutin ortopedik muayene gerekmemektedir. Genel olarak, fizik tedavi doktorlarının ilerleyemediği, spastisite kontrolününün fizik tedavi ile sağlanamadığı veya kontraktürlerin geliştiği zamanlarda hastalar tarafımıza yönlendirilmektedir. Ama bundan bağımsız olarak kalça muayenesinin rutin olarak yapılması ve radyografilerle kalçanın durumunun kontrol edilmesi gerekir. GMFCS I ve II hastalara rutin filme gerek yoktur. Semptom varsa film görülmelidir. Ama GMFCS III, IV ve V hastalara 6 ayda bir klinik muayene ve yıllık radyografilerle kontrol edilmesi gerekir. Bu kontroller iskelet büyümesinin tamamlanmasına kadar sürdürülmektedir. </p>
<p><strong>Kişiye ve hastalığa özel tedavi planı uygulanıyor </strong></p>
<p>Serebral palsili çocuklarda var olan patolojiye yönelik ortopedik tedaviler uygulanmaktadır. Spastisite kontrolü için en sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi kas içine Botulinium Toksini enjeksiyonudur. Bununla kas-sinir kavşağında geçici bir felç durumu sağlanır ve spastisite çözülür. Kontraktürler geliştikten sonra artık bu yöntem işe yaramamaktadır. Bu dönemde artık kas gevşetmeleri yapılması gerekir. Bazı ayak ve üst ekstremite deformitelerinde fazla çalışan tendonun tamamı veya bir kısmı alınarak transfer edilir. Kemiklerdeki deformiteler veya kas gevşetmesi ile düzeltilemeyecek deformiteler için kemik ameliyatları devreye girmektedir. Yine, kalça çıkığı için de hem kemik ameliyatı hem de yumuşak doku ameliyatının birlikte yapıldığı kombine cerrahiler uygulanmaktadır. Omurga deformiteleri gelişen hastalarda spinal enstrümantasyon ve füzyon ameliyatı yapılır. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali/">Serebral Palside Ortopedik Sorunların 5 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/serebral-palside-ortopedik-sorunlarin-5-sinyali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suya Dokun, Hayata Gülümse Projesi Büyüyor</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/suya-dokun-hayata-gulumse-projesi-buyuyor/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/suya-dokun-hayata-gulumse-projesi-buyuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 05:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=97847</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milas Belediyesi tarafından DMD ve SMA tanısı bulunan çocuklara yönelik hayata geçirilen "Suya Dokun, Hayata Gülümse" projesi genişletilerek devam ediyor.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/suya-dokun-hayata-gulumse-projesi-buyuyor/">Suya Dokun, Hayata Gülümse Projesi Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Milas Belediyesi tarafından DMD ve SMA tanısı bulunan çocuklara yönelik hayata geçirilen &#8220;Suya Dokun, Hayata Gülümse&#8221; projesi genişletilerek devam ediyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Çocukların fiziksel dayanıklılıklarını desteklemek, suyun rehabilite edici gücüyle buluşturmak ve sosyal gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla yürütülen çalışmalar daha kapsamlı bir program dahilinde gerçekleşecek.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Daha fazla çocuğa ulaşmak, onların hem fiziksel hem de duygusal gelişimlerine katkı sağlamak ve ailelerine bu süreçte destek olmak amacıyla gerçekleştirilen projede kayıtlar devam ediyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Egzersiz ve rehabilitasyon çalışmaları yapılıyor…</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Milas&#8217;ta ikamet eden ve DMD veya SMA tanısı bulunan çocukların katılabildiği, proje başlangıcında haftada bir gün sürdürülen dersler şu an iki ve daha fazla gün devam edecek. Artan talep ve ihtiyaç doğrultusunda ise ders programı esnek şekilde düzenlenerek katılım durumuna göre genişletilecek.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Milas Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde bulunan yüzme antrenörü ve cankurtaran eşliğinde güvenli bir ortamda sürdürülen derslerde egzersiz ve rehabilitasyon çalışmaları yapılıyor. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kayıt ve başvuru için…</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Projeden yararlanmak isteyen DMD ve SMA tanısı bulunan çocukların aileleri Milas Belediyesi Atatürk Spor Kompleksi’ne başvuru yapıp (0252) 512 58 80 numaralı telefondan detaylı bilgi alabilecek.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/suya-dokun-hayata-gulumse-projesi-buyuyor/">Suya Dokun, Hayata Gülümse Projesi Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/suya-dokun-hayata-gulumse-projesi-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 05:28:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=97824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor/">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kanser tanısı alırken, erken tanı ve gelişmiş tedaviler sayesinde sağ kalım oranları giderek artış gösteriyor. Ancak tedavi sürecinin bedende bıraktığı izler, çoğu zaman en az hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olabiliyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahaleler; kas kaybı, denge sorunları, hareket kısıtlılığı, lenfödem ve kronik yorgunluk gibi ciddi problemlere yol açabiliyor ve uzmanlara göre her üç hastadan ikisinde belirgin kas gücü kaybı ortaya çıkıyor. İşte bu noktada onkolojik rehabilitasyon, tedavinin tamamlayıcısı değil, ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor. Onkolojik rehabilitasyonun önemine dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, süreci bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Kanser tedavisinde tümörü küçültmek ya da ortadan kaldırmak kadar, hastanın kas gücünü ve dayanıklılığını korumak, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak da büyük önem taşıyor” diyor. Özellikle kemoterapi sürecinde ortaya çıkan kas kütlesindeki azalmanın tedaviye toleransı azalttığını da belirten Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Ciddi kas kaybı yaşayan hastalarda komplikasyon oranlarının daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte erken dönemde başlanan kişiye özel egzersiz programları kas kaybını önemli ölçüde azaltabiliyor” ifadelerini kullanıyor… </strong></em></p>
<p>Onkolojik rehabilitasyonun yararlarından söz eden Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon; meme kanseri cerrahisi sonrası her beş hastadan birinde görülen lenfödem riskinin azaltılmasında büyük fayda sağlıyor. Erken dönemde başlanan koruyucu egzersiz ve manuel terapi uygulamaları ile bu risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Onkolojik rehabilitasyon ayrıca akciğer kanseri sonrasında solunum kapasitesinin korunmasında, kolon ve rektum kanseri ameliyatlarından sonra karın kaslarının güçlendirilmesinde, prostat kanseri sonrası pelvik taban fonksiyonlarının desteklenmesinde ve beyin tümörü cerrahileri sonrasında denge ve koordinasyonun yeniden kazandırılmasında büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç Sadece Hayatta Kalmak Değil, Kaliteli Yaşamak </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalar, düzenli rehabilitasyon programına katılan kanser hastalarında hastanede yatış süresinin kısaldığını, tedaviye uyumun arttığını ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın güçlendiğini gösteriyor. Ayrıca depresyon ve anksiyete oranlarında azalma, denge ve koordinasyon kaybında iyileşme ve kas gücünde artış gözlemleniyor.</p>
<p>Örneğin <em>Journal of Clinical Oncology</em>’de yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analiz, kanser hastalarında uygulanan yapılandırılmış egzersiz programlarının kanser ile ilişkili yorgunluğu anlamlı düzeyde azalttığını ve fiziksel fonksiyonları belirgin şekilde iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Benzer şekilde <em>The Lancet Oncology</em>’de yayımlanan bir başka çalışma, tedavi sürecinde uygulanan egzersiz ve rehabilitasyon programlarının yaşam kalitesini artırdığını ve psikolojik iyilik halini güçlendirdiğini bildiriyor. Uzmanlara göre bu veriler, onkolojik rehabilitasyonun destekleyici bir uygulama değil, kanser tedavisinin bilimsel temele dayanan tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon hastanın yalnızca fiziksel değil, psikolojik dayanıklılığını da artırır. Amaç yalnızca hayatta kalmak değil, kaliteli yaşamak olmalıdır” diyerek rehabilitasyonun yaşam kalitesine olan katkısını da vurguluyor.</p>
<p><strong>Evde Yapılabilecek Basit Ama Etkili Egzersizler </strong></p>
<p>Uzman kontrolünde planlanmak kaydıyla, hastaların evde sürdürebileceği bazı temel egzersizler tedavi sürecine önemli katkı sağlıyor. Günlük 20–30 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dayanıklılığı artırarak kas kaybını azaltmaya yardımcı olurken; derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise özellikle akciğer kapasitesinin korunmasında etkili oluyor. Meme kanseri cerrahisi sonrası omuz eklem hareket açıklığını korumak ve artırmak amacıyla üst ekstremiteye, şiddeti ve süresi hastalığın evresine göre değişen kuvvetlendirme ve germe hareketleri öneriliyor. Bu şekilde hem eklem hareket açıklığının sağlanmasına hem de kas kuvveti kaybının önlenmesine katkı sağlanıyor. Sandalyeden kontrollü şekilde oturup kalkma egzersizi, alt ekstremite kas gücünü destekliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Egzersiz ilaç gibidir; doğru dozda ve kişiye özel uygulanmalıdır. Her hasta için program farklı planlanmalı ve mutlaka uzman kontrolünde ilerlenmelidir” diyor.</p>
<p><strong>Kanser Hastalarında Egzersiz Kronik Yorgunluğu Azaltıyor </strong></p>
<p>Kanser hastalarının yüzde 70 ila 80’i tedavi sürecinde, özellikle dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk yaşıyor. Bu tablo, hastaların günlük yaşam aktivitelerini ciddi şekilde kısıtlayabiliyor ve psikolojik olarak da yıpratıcı olabiliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Paradoks gibi görünse de kontrollü egzersiz yorgunluğu azaltıyor. Haftada birkaç gün yapılan hafif ve orta şiddette aerobik ve dirençli egzersizlerin, yorgunluğu belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü bilimsel veriler var” diyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre özellikle düşük yoğunluklu, sürdürülebilir egzersizler bu süreçte büyük önem taşıyor. Örneğin günde 15–20 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dolaşımı artırarak enerji düzeyini yükseltebiliyor. Aynı şekilde sandalyede oturur pozisyonda yapılan kalça ve diz eklemine yönelik basit egzersizler ve kontrollü otur-kalk egzersizleri, kas gücünü desteklerken aşırı efor gerektirmiyor. Derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise hem akciğer kapasitesini korumaya yardımcı oluyor hem de gevşeme sağlayarak stres düzeyini azaltabiliyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Burada önemli olan yoğunluk değil, egzersizlerin düzenli yapılmasıdır. Hastalar kendilerini tüketmeden, kontrollü ve planlı şekilde hareket etmeli. Egzersiz, doğru uygulandığında yorgunluğu artırmaz; tam tersine azaltır” ifadelerini kullanıyor. Onkolojik rehabilitasyon, kanser tedavisini yalnızca hastalığı kontrol altına alan bir süreç olmaktan çıkarıp, hastayı yeniden hayatın içine kazandırmayı hedefliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre doğru zamanda başlanan ve düzenli sürdürülen rehabilitasyon programları, kanserle mücadelede hem fiziksel hem de ruhsal gücü artırarak hastalara daha kaliteli bir yaşam sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor/">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</title>
		<link>https://ensonhavadis.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin/</link>
					<comments>https://ensonhavadis.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 04:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş Düşürücü]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Nöbet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ensonhavadis.com.tr/?p=97781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin/">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir.  Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.  </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz;   ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor. Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.  </p>
<p><strong>Havale riskini doğrudan belirlemiyor!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında  kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor.  <strong>Dr. İrem Bulut,</strong> 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.” </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.</p>
<p><strong>Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın  mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika &#8211; 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>“Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor.  Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde  parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://ensonhavadis.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin/">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://ensonhavadis.com.tr">EnSonHavadis</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ensonhavadis.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
