Kripto Para Piyasası

Yükleniyor...
USD/TRY 49,65 ↑ %0,00
EUR/TRY 55,60 ↑ %0,00
GBP/TRY 66,53 ↑ %0,00
BIST 100 11.116,99 ↓ %0,92
Altın (gr) 6.379,90 ↓ %0,10
USD/TRY 49,65 ↑ %0,00
EUR/TRY 55,60 ↑ %0,00
GBP/TRY 66,53 ↑ %0,00
BIST 100 11.116,99 ↓ %0,92
Altın (gr) 6.379,90 ↓ %0,10
USD/TRY 49,65 ↑ %0,00
EUR/TRY 55,60 ↑ %0,00
GBP/TRY 66,53 ↑ %0,00
BIST 100 11.116,99 ↓ %0,92
Altın (gr) 6.379,90 ↓ %0,10
USD/TRY 49,65 ↑ %0,00
EUR/TRY 55,60 ↑ %0,00
GBP/TRY 66,53 ↑ %0,00
BIST 100 11.116,99 ↓ %0,92
Altın (gr) 6.379,90 ↓ %0,10
SON DAKİKA
Gündem

İzmir’deki Afrikalılardan Beykoz’daki Polonyalılara: Türkiye’ye göçle gelen kültürler

Savaş ve siyasi baskılar nedeniyle yurtlarından ayrılıp farklı dönemlerde Türkiye’ye gelen topluluklar, bugün farklı kentlerde geçmişlerinden taşıdıkları gelenekleri yaşatmaya devam ediyor.

İzmir’deki Afrikalılardan Beykoz’daki Polonyalılara: Türkiye’ye göçle gelen kültürler
İzmir’deki Afrikalılardan Beykoz’daki Polonyalılara: Türkiye’ye göçle gelen kültürler

Türkiye, tarih boyunca birçok dönemde farklı coğrafyalardan topluluklara ev sahipliği yaptı.

Çeşitli nedenlerle Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan bazı topluluklar ülkenin dört bir yanına dağılırken bazı toplulukların yerleşimi ise daha dar alanlarda yoğunlaşarak o bölgelerle özdeşleşmelerini sağladı.

Türkiye’nin farklı köşelerindeki göçmen yerleşimleri, göçün aynı zamanda farklı bir yerde geçmişi geleceğe taşımak anlamına geldiğini de hatırlatıyor.

İZMİR’DEKİ AFRO-TÜRKLER

İzmir ve çevresinde yaşayan ve dönem dönem kamuoyu gündemine de gelen Afrika göçmenlerinin geçmişi Osmanlı dönemine uzanıyor.

Ağırlıklı olarak Sudan’dan gelen Afrika göçmenlerinin önemli bir kısmı 16’ncı yüzyılda, özellikle tarım işçiliğiyle uğraşmak üzere Ege bölgesine yerleştirildi.

Zamanla yerel toplumla kaynaşan ve “Afro-Türkler” diye de adlandırılan Afrika göçmenleri, İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Hasköy ve Çırpı ile Tire çevresindeki bazı yerleşimlerde bölgenin bir rengi olarak ikamet etmeyi sürdürüyor.

Nesillerdir Türkçe konuşan ve yerli kültürle iç içe yaşayan Afro-Türklerin, kendilerine özgü “Dana Bayramı” diye bir gelenekleri var.

Geleneksel kutlamalarda süslenen bir dana sokaklarda gezdiriliyor, ardından hayvanın eti topluluk üyeleriyle paylaşılıyordu.

Son 20 yılda yeniden canlandırılan Dana Bayramı’nın günümüzdeki kutlamalarında da müzikler çalınıp, danslar ediliyor ancak artık gerçek bir dana kurban edilmiyor.

Afro-Türkler, yüzyıllar öncesine dayanan bu gelenek ile birlikte kültürel mirası da yaşatıyor.

VAN KIRGIZLARI

Van Erciş’e bağlı Ulupamir köyünün hikayesi ise Afganistan’daki rejim değişikliğine dayanıyor.

Afganistan’ın kuzeyindeki Pamir bölgesinde yaşayan Kırgızların önemli bir kısmı, 1978’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) desteklediği bir iktidar değişikliğinin yaşandığı ülkeden ayrılmak durumunda kalarak Pakistan’a göç etti.

Geçici bir süre Pakistan’da yaşayan Kırgızların önemli bir bölümü kendi kimliklerini ve kültürel varlıklarını koruyabilecekleri bir ülkede yaşamak için 1982’de Türkiye’ye yerleşti.

Kırgız aileler, Van Erciş’te kendileri için oluşturulan ve kendi memleketleri olan Pamir’den dolayı “Ulupamir” adı verilen köye yerleştirildi.

Ulupamir’de hayvancılık ve tarım yapan Kırgızlar, halen başta at yetiştiriciliği olmak üzere geleneksel yaşam biçimlerinden izler taşıyan ekonomik uğraşlarla hayatını kazanıyor.

Geleneksel kıyafetleriyle ve yemek kültürleriyle de tanınan Ulupamir Kırgızları, 1978’deki zorlu göç yolculuğunun da canlı hatıraları olarak aramızda.

CEYLANPINAR’DA ÖZBEK YURDU

Şanlıurfa Ceylanpınar’daki Özbekler de yine 1980’lerde Afganistan’dan ayrılanlardan.

Afganistan’ın kuzeyindeki Bağlan ve Puli Humri çevresinde yaşayan Özbekler, SSCB’nin Afganistan’a 1979’daki müdahalesi sonrası oluşan savaş ve baskı ortamı nedeniyle ülkelerinden ayrıldı.

Aynı Kırgızlar gibi önce Pakistan’a geçen ve orada mülteci kamplarında kalan Özbekler, Türkiye’nin 1982’deki özel iskan kanunuyla Türkiye’ye kabul edildi.

Bu süreçte yaklaşık 4 bin Özbek, Türkiye’ye; Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay ve Tokat gibi farklı illere yerleştirildi.

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde ise Özbek göçmenler için özel bir yerleşim oluşturuldu.

Ailelere ev ve tarım yapabilecekleri araziler verilmesi, yeni hayatlarını kurmalarında önemli rol oynadı.

Tarım ve hayvancılık, topluluğun ekonomik hayatında yer tutarken Özbek yemekleri, geleneksel kıyafetler ve aile kültürü de varlığını sürdürdü.

AFGANİSTAN’DAN GELEN KAZAKLAR

Kazakların yaşadığı, Niğde Ulukışla’ya bağlı Altay köyünün tarihi ise 1930’lu yıllarda Doğu Türkistan’dan başlayan ve Hindistan ile Pakistan üzerinden Türkiye’ye uzanan bir yolculuğa dayanıyor.

Çin’deki baskılar nedeniyle yurtlarından ayrılan Kazak Türklerinin bir bölümü, 1950’li yıllarda Türkiye’ye ulaştı ve 1955’te Niğde’nin Ulukışla ilçesindeki Altay köyüne yerleştirildi.

Altay köyünde Kazak kültürünün izleri yalnızca geçmişin hatıralarında değil, günlük yaşamda da görülüyor.

Geleneksel kıyafetler, Kazak otağı, at yetiştiriciliği, okçuluk gibi kültürel unsurlar halen yaşatılıyor ve topluluğun geçmişle bağını koruyor.

Ayrıca 1979’da Afganistan’da yaşayan Kazaklar da tıpkı Kırgızlar ve Özbekler gibi doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda kaldı.

Aynı şekilde önce Pakistan’a, 1982’de de iskan yasasıyla Türkiye’ye gelen Kazaklardan 270’i Kayseri’ye yerleştirildi.

Kayseri’ye yerleşen ailelere, konut desteği ve geçimlerini sağlamak için maddi destek sağlandı.

Zamanla bölgedeki Kazaklar, ticaret ve farklı meslek alanlarıyla ilgilenmeye başladı.

DOĞU TÜRKİSTAN’DAN KAYSERİ’YE

Kayseri, Kazaklardan önce ise Uygurlara ev sahipliği yapmıştı.

1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çin Kızıl Ordusu’nun Doğu Türkistan’ı ilhak etmesinin devamındaki süreçte binlerce Uygur, bölgeden ayrılarak Afganistan’a geçti.

Bir süre Afganistan’da bulunan Uygurlar, 196o’lı yıllarda Türkiye’ye kabul edildi ve Kayseri’ye yerleştirildi.

Bu sayede Kayseri’de bir Uygur topluluğu yaşamaya başladı.

Kayseri’deki Uygurlar, aile ve topluluk bağlarını koruyarak yeni bir hayat kurdu.

Geleneksel Uygur yemekleri, özel günler, düğünler ve kültürel etkinlikler, kuşaklar arasında aktarılan mirasın önemli parçaları oldu.

BEYKOZ’DA İHTİLALCİ POLONYALILAR

İstanbul Beykoz’a bağlı Polonezköy’ün kuruluşu, 19’uncu yüzyılda Avrupa’da yaşanan siyasi mücadelelere dayanıyor.

18’inci yüzyılın sonlarında Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından paylaşılan Polonya’nın (Lehistan) yeniden bağımsızlığını isteyenlerin başlattığı 1830-1831 Ayaklanması'nın Ruslar tarafından bastırılması sonucu, isyanı destekleyen çok sayıda Polonyalı ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

Polonyalı siyasi göçmenlerin önde gelen isimlerinden Prens Adam Jerzy Czartoryski, Osmanlı topraklarında bir yerleşim oluşturulması için girişimde bulundu.

Görüşmeler sonucunda Osmanlı tarafından, Polonya göçmenlerinin yerleşimi amacıyla 1842 yılında bugün Polonezköy olarak bilinen “Adampol” köyü kuruldu.

İlk sakinleri arasında siyasi sürgünler ve Rus ordusundan ayrılan Polonyalılar bulunan köy, zamanla başka göçmenlerin de katılmasıyla büyüdü.

Yerleşimin ilk dönemlerinde temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan Polonya göçmeni köylüler, üretim fazlası ürünlerini İstanbul’da satmaya başlayarak ilişki alanlarını genişletti.

Köy, Cumhuriyet döneminde ise turizm ve restoran işletmeciliği konusunda öne çıktı.

ESKİŞEHİR’İN KIRIMLI YERLİLERİ

Eskişehir’e Kırım Tatarı göçü ise Rusların 1783’te Kırım’ı ilhak etmesiyle başlayan ve özellikle 1853-1856 Kırım Savaşı’nın ardından yaşananların neticesinde gerçekleşti.

Rusların siyasi baskıları ve toplumsal değişimler, çok sayıda Kırım Tatarının Osmanlı topraklarına göç etmesine yol açtı.

Osmanlı idaresi, 1860’lı yıllarda yoğunlaşan göç dalgasıyla Anadolu’ya gelen Kırım Tatarlarının farklı bölgelere iskan ettirdi.

Tarıma elverişli arazileri ve kırsal yerleşim imkanlarından dolayı Eskişehir ve çevresi, Kırım Tatarlarının yerleştirildiği önemli merkezlerden oldu.

1850’lilerin sonlarında kurulan Aksaklı ve Ilıcabaşı köyleri, Kırım Tatarlarının bölgedeki tarihi yerleşimlerinden.

Eskişehir’de önceleri tarım ve hayvancılıkla geçinen Kırım Tatarları, zamanla ticaret ve zanaatla de uğraşmaya başladı.

Geleneksel yemekler, kıyafetler, düğünler ve halk oyunları, Kırım Tatar kültürünün kuşaklar boyunca yaşatılmasını sağladı.

Kaynak: {Haber Merkezi}

Bu habere tepkini göster

Yorumlar 0

Yorum Yap

Yayınlanmaz
3 + 6 = ?

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!