Kehanet şarlatanlığı

Kehanet şarlatanlığı
Yazı Özetini Göster

Her yeni yıl başlangıcında olduğu gibi, bu yıl da ortalık “kehanet”ten geçilmiyor. Medya tarafından, bir pop star gibi ünlü hale getirilmiş Nostrodomus, Baba Vanga vb. gibi eski devir “kâhinler”inin lafları ortalığa saçılıyor. Kimi sözler, “İşte bakın, şunları bilmiş”, kimi sözler de “Şunları da bilecek” türünden dolaşıma sokuluyor. Oysa “bu sektör”e biraz yakından bakıldığında, ortada – doğal olarak – geleceği bilme filan olmadığı, çok ama çok nadir tutmuş gibi görünenlerin ise her yöne çekilebilir laf kalabalığından başka bir özelliği bulunmadığı fark ediliyor. 

“GAYBI BİLME” PİYASASI

Tarihin ilk çağlarından itibaren “geleceği bilme” meselesi, insanlığın gündeminde olmuştu. Fert psikolojisinde sıkça rastlanan mevcut durumdan memnuniyetsizlik, geleceğe dair şeyleri bilme merakını da körüklemişti. İşte, “kâhin” denilen tipler de tarih boyunca bu toplumsal ilgiden istifade amacıyla sadır olmuştu. İnsanlar; genellikle iyi, bazen de – önceden önlemini alabilme ümidiyle – kötü olayları bilmenin konforunu yaşamak istiyordu. “Bu piyasa”yı fark eden sahtekâr, açıkgöz ve şarlatanlar da söz konusu zaafı kazanca dönüştürmenin sistemini kurmuşlardı. Uzun yüzyıllar boyunca insanların, “itikat seti”nde kehanete geniş yer ayıran tuhaf inanışları din olarak benimsemeleri de bu hurafelerin daha da yaygın hale gelmesine yol açmıştı.

KUR’AN-I KERİM: “GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR”

Dünyanın zaman çizelgesinde ilerleyip, silsile halinde İslamiyet’e kadar uzanan tevhit inancında ise gaybı bilmenin insanlar için mümkün olmadığı, buna inanmanın, cahiliyenin bir cüzü olduğu sürekli vurgulanmıştı. Bu ilahî hüküm, Kur’an-ı Kerim’deki birden fazla ayette dile getirilmişti: “Gaybın anahtarları yalnızca Allah’ın katındadır. Onları ancak O bilir.” Enam 59; “De ki: Gayb ancak Allah’ındır.” Yunus 20; “Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür.” Hud 123; “O, gaybı bilendir. Bildirmek istediği peygamberler hariç hiç kimseye gaybını bildirmez.” Cin 26-27

DELPHİ TAPINAĞI’NDAKİ KEHANET KANDIRMACASI

Ne var ki asırlar boyunca, toplumlardaki tevhit inancı her bozulduğunda yerine gelen muharref inanışlarda kehanet, kendisine daima yer bulmuştu. Birçok antik çağ toplumunun da prototipi sayılabilecek eski Yunan’daki kehanet sistemi, sahadaki kandırmacalara dair ilginç detaylara sahipti. 

Antik Yunan’daki kehanet sistemi, MÖ 8’inci yüzyıldan itibaren, Panhellenik dininin üst düzey temsilcilerinden olan Pythia adı verilen bir başrahibe aracılığıyla yürütülmüştü. Bu iş, daha başta bir aldatmacaya dayandırılmıştı. Günümüzde Yunanistan’da, Adriyatik kıyısına bakan küçük bir kasaba olan Delphi’deki Apollon tapınağının yapım yeri seçilirken, sıcak yeraltı suları ve gazların olduğu bir bölge belirlenmişti. Modern zamanlarda yapılan arkeolojik ve jeolojik araştırmalarda, yeraltından yayılan gazlar arasında etilen gazının da bulunduğu, bu gaz emisyonunun ise insanlarda anestezik (uyuşturucu) etkilerle esrik hareket ve sözlere yol açabileceği belirlenmişti. 

Yine araştırmalarda, aynı bölgede, metan (CH4) ve karbonmonoksit (CO) gazlarının da olabileceği vurgulanmıştı. Tapınağın kalıntıları arasında karmaşık kapak sistemleriyle çalışan bir mangal düzeneği de bulunmuştu. Bütün bu hidrokarbon gazlar ile bu bileşenlerden etkilenen termal sular, tapınağa gelen birçok kişinin üzerinde kısmen nörolojik etkilere de yol açabiliyordu. 

RAHİBELERDEN “ERKEKLERE ÖZEL” KEHANET FİNALİ

Devrin anlatılarında ayrıca, zakkum bitkisinin kullanıldığı da anlatılmıştı. Delphi tapınağındaki “kehanet prosedürü”ne göre; rahibe, transa geçme gösterisi yaparken, zakkum bitkisi çiğnemekte, sonra da bunu yakarak dumanını solumaktaydı. Bu noktada “kâhin”, kendinden geçiyor ve “tanrı Apollon”dan gelen kehanet bilgilerini etraftakilerine aktarıyordu. Soru daha ziyade Apollon’a soruluyor, cevap kadın “kâhin” tarafından mırıltılar hâlinde aktarılıyordu. Başrahibe; kuş sesleri, rüzgârın uğultusu, sallanan yaprakların hışırtıları vb. gibi oluşumlar hakkında yorumlarda bulunuyor, sonra da bunları “bilgi” olarak bekleyenlere iletiyordu. 

Rahibelerin başı Pythia ile ülkenin çeşitli yerlerinden halkın kehanet taleplerini toplayıp getiren rahibeler, törenin sonunda, yer altından gelen termal suların toplandığı bir alanda, üzerlerinde hiçbir şey olmadan yıkanıyorlardı. Bu grubun ağırlıklı izleyici grubu ise bekâr erkekler ile Yunan toplumundaki kurallar gereği evlerinden neredeyse hiç çıkmayan kadınların kocalarından oluşuyordu. 

HAVALAR SOĞUYUNCA APOLLON KEHANETLERİ BİLDİREMİYORDU

Gaz, duman ve buharın nasıl bir etkiye yol açabileceğini bilen tapınak yöneticileri, kış aylarındaki serin havadan dolayı ortamdaki gaz salınımının azalacağını dikkate alarak, kehanet gösterilerini yılın sadece 9 ayında yaparlardı.  Bu durum halka, “Tanrı Apollon’un, kış aylarında tapınağı terk ettiği, yerine üvey kardeşi, şarap ve sarhoşluk tanrısı Dionysus’un geldiği, onun ise kehanetleri kâhine bildirme yetkisinin olmadığı” şeklindeki sözlerle açıklanıyordu. Bu, “ısı ayarlı kurnazlık”la hem gaz konsantrasyonunda doğru zamanı sağlama hem de başrahibeyi muhtemel sağlık sorunlarına karşı koruma amaçlanıyordu.  

Tabii, bütün bu aldatmacaların “geçerli” nedenleri vardı. Öncelikle Delphi tapınağına gelip, kehanet duymak isteyenler, buraya cömert bağışlarda bulunmak zorundaydılar. Ayrıca, yönetici kesimden gelenler (Makedonyalı İskender de müdavimlerdendi), “Delphi kâhininin tanrı Apollon’dan getirdiği kehanetler”in içerikleriyle siyasi ve toplumsal düzenleme yapma imkânı bulabiliyorlardı. Öyle ki, bazı savaş kararları, burada işitilen kehanetlerle alınıyordu. 

KEHANET İŞLERİNDE YÖNTEM…

Eski ya da yeni fark etmeksizin “kâhinlerin” kitleleri manipüle etmede kullandıkları yöntemler, asırlarca neredeyse hemen hiç değişmemişti. Buna göre; bir kehanet öncelikle “herkes için bir şeyler” (Barnum / Forer) özelliği taşıması gerekiyor. İfade o kadar genel ve ucu açık olmalı ki, herkes kendine bundan bir pay çıkartabilmeli. Bu doğrultuda gerektiğinde kehaneti çarpıtmak için mecazî anlamı kullanmak da bir yöntem. Bir başka unsur da tahmini, “tuttu” diyerek geriye doğru yürütecek bir takipçi kitlesine sahip olmak. Aynı kite, onlarca tutmayan tahmin içinde nadiren tutan bir ya da iki tahmini yaymak için de kullanılmakta. Toplumun kolektif korku ve beklentilerini suiistimale müsait olan kriz, pandemi ve savaş gibi dönemler de “kâhinler” için verimli zaman dilimleri olarak görülmekte. Böyle durumlarda, “Gelecekte ne olacak?” sorusu önem kazanırken, kitlelerin “yalan da olsa” bir cevap beklemeleri şarlatanların işini kolaylaştırmakta. 

TUTMAYAN KEHANETLERDEN BİR TUTAM

“1999’da kıyamet kopacak.” Nostradamus – Fransa; “2010 ile 2014 yılları arasında III. Dünya Savaşı çıkacak. 2016 yılına kadar Avrupa kıtasında hayvanlar ve bitkiler yok olacak, ardından Müslümanlar kimyasal savaş başlatacak ve Avrupa’da neredeyse hiç kimse yaşamayacak. 1994 Dünya Kupası finali, isimleri ‘B’ harfiyle başlayan iki takımla (Bulgaristan – Brezilya) oynanacak. – Finali Brezilya ile İtalya oynadı. – 2022 yılında hem büyük kıtlık hem de uzaylı istilası yaşanacak.” Baba Vanga – Bulgaristan; “1881 yılında dünyanın sonu gelecek.” Mother Shipton – İngiltere; “Rusya Ay’a ilk ayak basan ülke olacak. 1958’de III. Dünya Savaşı başlayacak. Vietnam Savaşı 1966’da bitecek” Jeanne Dixon – ABD; “1960’larda kayıp kıta Atlantis tekrar yüzeye çıkacak. 1999’da Armageddon yaşanacak. New York, Los Angeles ve San Fransisco 1990’a kadar sular altında kalacak.”  Edgar Cayce – ABD; “23 Nisan 1990’da ABD ile Rusya arasında nükleer savaş çıkacak.” Guru Ma Elizabeth Clare – ABD

– Michael A. Flower, “Antik Yunan’da Kehanet”, Oxford, Academic, Eylül 2019 

– J. Z. de Boer – John Rigby Hale, “Delphi Kehanet Merkezi’nin Jeolojik Kökenleri”, Londra Jeoloji Derneği Özel Yayınları, Cilt 171, Ocak 2000

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar